Scroll Top

Psikoloğa derdimi nasıl anlatayım? 4 İpucu

 

Terapide kendiniz ve sorunlarınız hakkında konuşmak zordur. Psikoterapide kendiniz hakkında konuşmadan pek bir şey yapmak zordur. Yine de, terapideki insanlar için en yaygın sorunlardan biri, bir konuşma başlatmanın ve kendiniz hakkında konuşmanın zor olduğu hissidir.

İster iş yerinde kendini savunmada güçlük, ister sosyal etkinliklerde çene çalmaktan korkma, isterse de arkadaşlarına ve romantik partnerlerine karşı açık ve samimi olma sorunları olarak ortaya çıksın, birçok insan ilk etapta diğer insanlarla ilişki kurmada, düşüncelerini, duygularını, isteklerini ve ihtiyaçlarını dile getirmede yaşadıkları güçlükler nedeniyle terapiye başvurmaktadır. Günlük deneyimleriniz hakkında konuşmak yeterince zor değilmiş gibi, terapi bizi seks, öfke veya üzüntü gibi bize yorucu gelebilecek zorlu konular hakkında konuşmaya zorlar.

Terapide kendiniz hakkında konuşmakta zorlanmak, bazı rahatsız edici anlara ve garip sessizliklere yol açabilir. Bu durum, terapi arayışını veya terapi seanslarına devam etmeyi zorlaştırabilir ve tedavinin ne kadar iyi sonuç verdiğinin önünde bir engel olabilir. Terapistiniz çok pasif, size geri bildirim veya rehberlik sağlamaktan yoksun ise sorun daha da artabilir. Hiç kimse mükemmel değildir, karşınızdaki terapist de dünyanın en iyi terapisti olmayabilir.

Terapide açılmaktan veya düşüncelerinizi paylaşmaktan korkuyorsanız bu 4 yolu deneyebilirsiniz;

1. Sizin için doğru terapisti bulun.

Genel olarak, iyi kurulmuş ve meşru bir şekilde uygulanan terapi yöntemleri (bilişsel-davranışçı, psikodinamik, diyalektik-davranışçı veya kişilerarası terapiler gibi) birçok sorun ve birçok insan için eşit derecede etkilidir. Bununla birlikte, bir birey olarak, bir terapi türünü diğerine kıyasla uygulayan bir terapist ararken kendinizi daha rahat hissedebilirsiniz.

Bazı terapistler sohbet konularını başlatma konusunda diğerlerinden daha aktiftir. Psikoterapi araştırmalarından bildiğimiz bir şey, bir terapistin teorik yöneliminin genellikle (ancak her zaman değil) bu sürecin iyi bir belirleyicisi olduğudur. Psikodinamik-kişilerarası terapistler sıklıkla hastalarının konuşmayı başlatmada öncülük etmesine izin verirken/önerirken, bilişsel-davranışçı terapistlerin konuşma konularını aktif olarak yönetmesi ve yönlendirmesi daha olasıdır.

Ancak, bir terapi türünün size göre daha iyi yapılandırılmış ve yönlendirici olduğu biliyorsunuz diye, hemen o tedavi türünü almak için koşmanız gerektiği anlamına gelmez. Tedaviden ne istediğiniz ve neyi başarmayı umduğunuz konusunda düşünceli olmalısınız. Bilişsel-davranışçı terapiler (BDT), depresyon semptomlarıyla başa çıkmak veya sosyal kaygıyı yönetmek gibi odaklanmış ve ayrı sorunlar için yararlı olabilir, ancak duygusal ifadeye, geçmiş ve şimdiki kişilerarası deneyimler arasındaki kalıpları ilişkilendirmeye veya geçmişinizdeki deneyimlerle ilgili kalıcı endişeleri anlamaya ve bunlarla başa çıkmaya çok fazla odaklanmayabilir. Psikodinamik veya kişilerarası yönelimli terapistler, hastaların kendileri hakkında özgürce ve açıkça konuşmalarına yardımcı olma sürecine değer verme eğilimindedirler (özellikle de duyguları/istekleri/ihtiyaçları hakkında konuşmakta yaşadıkları zorluklar, en başta terapi aramalarına neden olan sorunlardan biriyse).

Nihayetinde, bir terapistin esnekliği önemlidir. Uygulanan tedavi türü ne olursa olsun, terapistler hastaların tedavi görüşmesindeki yönlendirme veya sürecin gidişatına ilişkin ihtiyaçlarını karşılamada esnek olduklarında daha etkili olma eğilimindedirler.

2. Sorun hakkında terapistinizle konuşun.

Asıl sorun terapistinizle sorunlarınız hakkında konuşmaksa, bu kulağa saçma gelebilir. Ancak, psikoterapide iyileşme ile en güçlü ve tekrarlanan şekilde bağlantılı olan faktörlerden biri, hasta ile terapist arasındaki ilişkinin kalitesidir. Güçlü bir psikoterapi ilişkisinin bir yönü de terapistle işbirliğine duyulan güvendir. Hastaların ve terapistlerinin terapiden ne istedikleri ve terapiden beklentilerinin/sürecinin ne olması gerektiği konusunda aktif olarak müzakere/işbirliği yapmaları önemlidir. Bu süreçte, hem hasta hem de terapist için esneklik, makul ve sınırları belirlenmiş bir tedavi çerçevesini sürdürme becerisi kadar önemlidir.

3. Bir günlük tutun.

Düşüncelerinizi, duygularınızı ve deneyimlerinizi yazma eylemi inanılmaz derecede özgürleştirici, yapıcı ve sağlıklı olabilir. Egzersiz gibi, günlük tutmak da bağlılık ve düzenlilik gerektirir. Günlük tutmak için bir zaman ve özel bir yer ayırın (sadece 5-10 dakika olsa bile) ve buna sadık kalın. Aklınıza gelen her türlü düşünce ve duyguyu yazmayı hedef haline getirin ve kendinizi sansürlememeye çalışın. Hiçbir düşünce çok aptalca ya da saçma değildir. El yazınız kötü mü? Kimin umurunda! Dördüncü sınıftaki Türkçe öğretmeninizi unutun! Boş sayfa, ne isterseniz, nasıl isterseniz, nasıl yazarsanız yazın sizin alanınızdır. Kimse yazdıklarınızı görmek zorunda değil. Saklamak zorunda bile değilsiniz! Yırtıp atabilir, çöpe atabilir ya da sadece sil tuşuna basabilirsiniz. Düşündüklerinizi ve hissettiklerinizi yazmak için zaman ayırmayı alışkanlık haline getirdikçe, bu konuda daha iyi olacaksınız. Yazmak size daha kolay geliyorsa, günlüğünüzü terapiye götürmeyi ve girdilerinizi sohbeti başlatmak için kullanmayı bile düşünebilirsiniz. Günlük tutmada özgürce ve içinizden geldiği şekilde kelimelerin dökülmesi önemlidir. Günlüğü tedavi sürecinde tutsanız bile yeterli, ilerde ihtiyaç duymayabilirsiniz.

4. Alıştırma yapın.

Zaman, dikkat ve pratikle sesinizi başkalarıyla paylaşmak daha kolay hale gelebilir. Bu kolay bir süreç değildir ve aslında sessiz kalmak, kendinizi aşırı eleştirel bir ebeveyn, acımasız bir arkadaş veya aşağılayıcı bir patron gibi insanlardan korumak için zaman içinde geliştirdiğiniz bir başa çıkma becerisi olabilir. Ancak, kendinizi hala güvende hissettiğiniz şekillerde ve güvenebileceğiniz insanlarla birlikte açma pratiğine girerseniz, sonuçlara şaşırabilirsiniz. Kendinizi daha özgüvenli, duygusal olarak güvende, hayatınız ve ilişkileriniz üzerinde de daha fazla kontrol sahibi hissedebilirsiniz.