Psikiyatrist Dr. Ünal Yılan – Uzm. Psikolog Hülya ZANBAK
Telefon: (0224) 23 23 600

Problem Çözme Aşamaları

problem çözme yöntemleri

Problem ve Problem Çözme                

Pek çok durumda, düşünmemiz problem çözmeye yöneliktir. Problem, temelde, bireyin bir hedefe ulaşmada engellenme (frustration) ile karşılaştığı bir çatışma (conflict) durumudur .Bu engellenme hedefe ulaşmayı güçleştirebilir. Böyle bir durumda problem, engeli aşmanın en iyi yolunu bulmaktır. Ya da engellenme, yaklaşma-kaçınma (approach-avoidance) çatışmasında olduğu gibi, hedeflerin çelişmesi şeklinde ortaya çıkabilir. Bir seçimde oyunu nasıl kullanacağına karar vermeye çalışan birinin, her aday hakkında hem olumlu hem de olumsuz duyguları olabilir. Bu tür bir durumda ise problem, çatışmayı çözümlemektir.

Bir problem, sırf böyle adlandırıldığı için problem niteliğini kazanmaz.

Düşünmeyi sağlayabilmesi için, kişinin kendisi tarafından problem olarak algılanması gerekir. Bireyin elde etmek istediği, ulaşmanın yollarını aramak için çaba harcayacağı bir hedefi olmalıdır. Ancak bundan sonradır ki, bireyin hedefine ulaşmada yararlandığı süreçler incelenebilir. Bu inceleme alanı problem çözmedeki başlıca adımları, çözümü etkileyen bireysel etkenleri ve son olarak da muhakeme (reasoning) ve mantıksal düşünme (logical thinking) süreçlerini kapsar.

problem çözme tekniği

Problem Çözmedeki Aşamalar

Herkesin kendine özgü bir düşünme tarzı olmasına ve izlenen yöntemin çözülecek problemin türüne bağlı olmasına karşın, büyük düşünürlerin problem çözmeye yaklaşımlarında ortak örüntüler gözlenmektedir. Bu kimseler şu dört aşamayı izleme eğilimindedirler: (1) hazırlık (preparation), (2) kuluçka (incubation), (3) kavrayış ya da aydınlanma (insight or illumination), (4) değerlendirme ve düzeltme (evaluation and revision).

Düşünür birinci aşamada, problemin gerçekten nasıl olduğunu ortaya koyar ve ilişkili görünen bilgi ve malzemeyi toplar. Bu, hazırlık basamağıdır. Bundan sonra, düşünür problemi çözmeye çalışır. Fakat, üzerinde saatler ya da günler boyu çalışmasına karşın, çözemeyebilir. Bunun sonucu, ileride daha fazla başarılı olacağını umarak, bir süre için çözüm aramaktan vazgeçebilir.

Böylece ikinci aşamaya, kuluçka aşamasına gelinmiş olur. Bu aşamada, önceden çözümü engelleyen bazı fikirler kaybolmaya başlar. Düşünür, aynı zamanda, kimisi probleme çözüm getirebilecek nitelikte olan başka şeyler de yapmakta ve öğrenmektedir. Bu arada bilinçaltı (unconscious) süreçler de işbaşındadır.

Üçüncü aşama olan aydınlanma aşamasında, genellikle, düşünürde bir kavrayış gözlenir; kafasında ani ve tümüyle yeni bir fikir doğar. Buna düşünürün tepkisi, “Hah 1 Buldum.” şeklindedir. Bu noktada, düşünme yoluyla yepyeni, en azından kendisi için yepyeni, bir çözüm üretmiştir. Çoğumuzun şu ya da bu zaman, böyle bir yaşantısı olmuştur.

Bundan sonraki değlerlendirme aşamasında, dördüncü aşamada, düşünür fikrinin gerçekten çalışıp çalışmadığını sınar. Bazen, bulduğu çözüm işe yaramaz ve yeniden başlangıç noktasına döner. Bazı kez de fikir doğrudur, fakat birkaç küçük değişiklik ya da diğer ufak tefek problemlerin çözülmesi gerekir.

psikolojide bireysel özellikler

 Problem Çözmede Bireysel Etkenler

Bir kimsenin problem çözmedeki başarısı problemin özelliklerinden çok, bazı kişisel etkenlere, yani bireyin kendisine ilişkin etkenlere bağlıdır. Zeka (intelligence) bu etkenlerden biridir. Birey ne kadar zeki ise, problem çözmedeki başarısı o kadar fazla olacaktır. Aslında, problem çözme yeteneği zekanın bileşenlerinden biridir. Zeka testlerinde, çözülmesi istenen birçok standartlaştırılmış problem bulunmaktadır. Problem çözme yeteneği güdülenme (motivation), kurulum (set) ve işleve takılma (functional fixedness) etkenlerine de bağlıdır.

Güdülenme insanlar problemleri çözmek için güdülenmiş olmalıdırlar. Yoksa, düşünmeleri amaçsız olacak ve belki de çözüme ulaşamayacaklardır. Güdülenme düşünceyi yönlendirir; böylece, yalnızca problemin amacına ilişkin olan düşünceler üzerinde durulur.

Güdülenme en çok, problem çözmenin başlangıç ve son aşamaları için önemlidir. insanlar birinci aşamada, hazırlıkta, problemi ortaya koyma ve çözüm için gerekli olan bilgileri bir araya toplamaya güdülenmiş olmalıdırlar. Fakat, ikinci aşamada aşırı güdülenme bir engel olabilir. Çünkü, insanların problemi bir yana bırakıp kuluçka aşamasının etkisini göstermesini beklemek yerine, “yanlış” çözümler üzerinde verimsizce uğraşmalarına yol açabilir. Fakat, bir kez kuluçka aşaması (ikinci aşama) atlatıldıktan ve aydınlanma aşamasına (üçüncü aşama) ulaşıldıktan sonra, değerlendirme ve düzeltme (dördüncü aşama) için güdülenme yine gereklidir. Kısacası güdülenme, düşünen kimsenin işe başlamasında ve problemin çözümünü toparlamasında yardımcı olur.

Kurulum, problem çözmeye ilişkin alışkanlıktır.İnsanların yararlana geldikleri belirli şeyleri yapma biçimleri (alışkanlıkları), yeni bir problemi de bu biçimde ele almaya hazır olmalarını (kurulum) sağlar. Kurulumlar değişik yollarla oluşturulabilir: bir önceki yaşantı yoluyla; ya da yerleşmiş alışkanlıklar yoluyla. Kurulum problemin başında bireyin düşüncelerini belirli bir doğrultuda yönlendirerek, düşünenin yanlı olmasına yol açar. Eğer problem bireyin yanlılığı yönünde davranımlar gerektiriyorsa, bu yanlılık yardımcı olabilir yani olumlu aktarma (positive transfer) sağlayabilir. Fakat, problem bireyin yapmak için kurulu olduğundan farklı davranımlar gerektiriyorsa, bu yanlılık onu köstekler, olumsuz aktarma (negative transfer) sağlar.

Problem Çözerken Muhakeme

Gündelik problemler mekanik yollar ve muhakeme yolu ile çözülebilir. Mekanik çözümler ya deneme – yanılma (trial and error) ya da ezber (rote) şeklinde olabilir. Deneme – yanılmada insanlar, nedenini fazla aramadan, işe yarayanını bulana dek önce bir çözüm yolunu, sonra bir diğerini sınarlar. Ezbere çözümde ise, sadece, geçmişte başarıyla kullanmış oldukları yöntemleri uygularlar. Eğer yeni problem daha önce çözdüklerine benziyorsa, çok az bir düşünme ile bunu da çözebilirler.

En fazla düşünme gerektiren problem türü, muhakeme yöntemlerine dayalı olanlardır. Belki sizde de, insanların gündelik konuşmalarında yaptıkları gibi “muhakeme” ve “düşünme” kelimelerini aynı anlamda kullanma eğilimi vardır.

mantıksal düşünme

Mantıksal düşünme

İnsanlar çoğu muhakemelerinde sözel simgelerden yararlanırlar. Yani, muhakeme için kelimeler kullanılır. Öte yandan, kelimelerin anlamları çoğu kez belirgin olmaktan uzak ve tartışmalıdır; bizi yanıltabilir. Ayrıca, kelimeler aracılığıyla bir sonuca ulaştığımızda, çoğu kez hatasız olup olmadığımızı bilemeyiz. Çünkü, çıkardığımız sonucu gerçeklerle karşılaştırma olanağımız yoktur. Doğru muhakeme etmemize yardımcı olmak üzere, filozoflar ve matematikçiler tarafından yüzyıllardan beri katı standartlar geliştirilmiştir. Bu standartlara mantık kuralları denir. Bu kurallar belirli bir önermenin (statement) ne anlama geleceğini ve bir dizi önermeden hangi sonuçların çıkarılabileceğini sınırlar.

Çocuklar yavaş yavaş daha mantıklı olmayı öğrenirler. Çağrışımlarını belirli sınırlar içinde tutarlar. Okulda öğrenciler aşağıdaki gibi öğrenirler:

1 Tüm A’lar B’dir. (Tüm insanlar ölümlüdür.)

2 Tüm C’ler A’dır. !Tüm çiftçiler insandır.)

3 Öyleyse, tüm C’ler B’dir. (Tüm çiftçiler ölümlüdür.)

Bu mantık kurallarından birine uymaktadır ve öğrenciler, belki de ezberleyerek, bu kuralı öğrenebilirler. Fakat, bunu günlük durumlara uygulamaya kalkar kalkmaz güçlükle karşılaşırlar. Bu tür durumlarda duygusal etkenler düşünmemizi bulandırır. Çoğu kez öncüllerimizin (premises) doğru mu yanlış mı olduğunu söyleyemeyiz; en basit bir tasım bile karmaşık görünür. örneğin, yukarıda verilen tasımın biçimi aşağıdakine çok benzemektedir:

Tüm A’lar B’dir. (Tüm çiftçiler insandır.)

2 Tüm B’ler C’dir. (Tüm insanlar ölümlüdür.)

3 Öyleyse, tüm C’ler A’dır. (Tüm ölümlüler çiftçidir.)

Buradaki vargı geçersizdir, çünkü birinci ve ikinci önermelere uygun değildir. Söz konusu sözel betimlemeler, simgelere dönüştürülseler bile zordur. Kelimeler halinde iken daha da zordur. Bu nedenledir ki politikada, iş alanında ve günlük hayatta söylenen sözlerin çoğu, aslında, yanlış oldukları halde geçerli tasımlarmış gibi görünürler. örneğin, bir siyasal aday şöyle diyebilir:

Vergilerimiz yüksektir.

Yüksek vergiler vergi yolsuzluklarına yol açar.

Öyleyse, vergileri azaltalım.

Bunu dinleyenler, .”Ben de düşük vergiden yanayım. Bu aday mantıklı konuşuyor  ” şeklinde düşünebilirler.

Yukarıdaki örnekle de gösterildiği gibi, mantıksal düşünmenin zor olmasının bir nedeni, sözel muhakemenin ne zaman mantıklı olup ne zaman olmadığını söylemenin güçlüğüdür. Bir başka neden de günlük konuşmaların mantıksal bir kalıpla yapılmayıp (yapılsaydı ne kadar sönük ve renksiz olurdu), kişisel ve güdüsel etkenlerle oluşturulmasıdır. İinsanlar, çoğunluğu mantıklı olma zorunluluğu bulunmayan amaçlar için dili kullanmayı öğrenirler: dergiye abone kaydetmek için, tereddüt eden babalarını ikna etmek için ya da keyfi kaçmış birini neşelendirmek için. Kelimeler “düzgün düşünmek” için nadiren kullanılır.

Mantıksız olduğumuz zamanlar, sorunumuz “Okuldan nefret ederim.” cevabını veren 6 yaşındaki çocuğunki ile aynıdır. “Mantık” uyarıcısına serbest çağrışımlarla tepki gösteririz. Bunu en sık olarak da, mantıklı olmak için en fazla çaba harcadığımız zamanlarda yaparız. Serbest çağrışımlar, mantıksal düşünme yerine mantıksız düşünmelere yol açarak muhakememizi saptırır. Durum ne kadar basitse, insanların mantıklı olma olasılığı o kadar fazladır.

Sonuç olarak mantık kurallarının, problem çözmemize vardırncı olmalarına karşın, doğru çözümü garantilemedikleri söylenebilir. Çoğu kez, öğrenilmiş çağrışımlarımız ve duygusal tepkilerimiz mantığı yener. Durum karmaşık bir hal aldıkça, mantıksız olma ya da mantıksız sonuçlara ulaşma olasılığı artacaktır.

Uzm.Psikolog Zeynep Şeker AYGÜL