Psikiyatrist Dr. Ünal Yılan – Uzm. Psikolog Hülya ZANBAK
Telefon: (0224) 23 23 600

Öğrenme Stratejileri

ÖĞRENME STRATEJİLERİ TEORİSİ               

Öğrenendeki bazı özelliklerin yanısıra, öğrenmede kullanılan yöntemler de öğrenmeyi kolaylaştırmak ya da güçleştirmek konusunda etkilidir. Öğrenmenin en iyi yolları nelerdir? Özellikle sözel malzemeyi çalışmanın en iyi yolları hangileridir?

öğrenme stratejileri

Aralıklı ya da Toplu Öğrenme

Öğrenciler çalışma zamanlarını ayarlama yönünden oldukça farklılık gösterirler. Bir uçta, materyali çalışmak üzere günde bir saat veya haftada üç gün ikişer saat vb. program yaparak düzenli aralıklarla çalışan öğrenciler vardır. Bu yönteme aralıklı(spaced) çalışma diyoruz. Diğer uçta ise, bütün dönem boyunca ders kitabına nadiren göz atan, fakat, sınavdan hemen önce “sıkışık” bir çalışma devresine giren öğrenciler vardır. Bu çalışma biçimine ise toplu (massed) çalışma diyoruz.

Sınavdan hemen önce “sıkışık” çalışma durumunda olduğu gibi, toplu çalışmanın bazı olumlu yönleri vardır. Bunlardan biri, verimli çalışına için çok önemli olan güdüden yararlanmadır. Bireyler amaçlarına çok yaklaştıklarında güdüleri de kuvvetlenmektedir. Yaklaşan bir sınava son dakikada çalışan öğrencinin güdüsünün de düzenli olarak çalışan öğrencininkinden fazla olduğu düşünülebilir. Bu düşüncenin doğruluğu ölçüsünde, son dakikadaki sıkışık çalışma daha iyi sayılabilir. Aynı zamanda, sınavdan hemen önce yapılan sıkışık çalışmada unutma eğrisinden de en iyi bir biçimde yararlanılır. Çoğu öğrenmelerde, özellikle sözel öğrenmelerde, unutma eğrisi hızlı bir düşüşle başlar. Dolayısıyla, son dakikada yapılan sıkışık çalışma, sınavdan önce unutmanın meydana gelmesi için çok kısa bir zaman süresi bırakmış olacaktır. Şayet kişi, bu yöntemi başarıyla uygulayabilirse bu işten karlı çıkar. Bundan dolayı, sıkışık çalışma yöntemi bazen asgari çalışma ile sınavda en iyi notu almak için iyi bir yoldur. Fakat burada önemli olan “bazen” kelimesidir; çünkü, bu sıkışık çalışma yöntemi bütün öğrenciler için geçerli değildir. Ayrıca bu yöntem, sadece belli bir zamanda verilen tek bir sınavda yararlı olur. Tek bir sınavdaki başarıdan öte, uzun süreli öğrenmeyle ilgilenen kişiler için bu yöntem uygun değildir.

Sağlam ve kalıcı bir öğrenme için toplu çalışma yönteminin kötü bir yaklaşım olduğu yolunda güçlü kanıtlar vardır. Bu yöntem her zaman kötü olmayabilir, fakat her zaman yetersizdir. Çoğu materyalin öğrenilmesinde, düzenli aralıklarla çalışmak, yani kısa süreli çalışmalar arasına dinlenme süreleri serpiştirerek çalışmak daha iyi sonuçlar verir.

Aralıklı çalışma, daktilo yazma gibi pek çok motor becerileri geliştirmek için en iyi yöntemdir. Bu yöntem hepsi için değilse bile, pek çok sözel öğrenme için de tercih edilir. Fakat bu konudaki önemli bir istisna, muhakeme ve problem çözme ile ilgili işlemlerdir. Bu durumlarda, bazen kişi bir çözüm bulana kadar problemin üzerinde “ısrarla” durursa, yani çabasını ve “çalışmasını” toplu şekilde kullanırsa daha iyi sonuç olabilir. Fakat aşağıda görebileceğimiz gibi bu istisnaların da istisnası vardır. Çoğu öğrenme için en iyi kural, çalısmeyı toplu değil aralıklı şekilde vermektır

Fakat, aralıklı öğrenen grubun lehine bulunan bu fark, bütün sözel öğrenme çalışmalarında görülmeyebilir. Şayet öğrenilecek davranımların çoğu benzerse, öğrenilen materyal arasında olumsuz aktarma olur ve bu durumda aralıklı çalışma daha iyi bir sonuç verir. Diğer taraftan öğrenilecek materyal, anlamlı ve hayli örgün ise toplu çalışma daha başarılı sonuçlar verir. Örneğin, yabancı bir dilde kelime öğrenmesi yaparken, özellikle öğrenmenin erken devrelerinde, bazı kelimeler birbirine benzerken aralıklı çalışmak daha yararlıdır. Fakat bağlantılı konulardan oluşan bir parça, özellikle bir öykü okuyorsanız, dinlenmeden önce tamamını ya da en azından bir altbölümünü bitirmeniz gerekir.

feedback - geri bildirim

Sonuçlar Hakkında Bilgi

Diğer bir öğrenme stratejisi de feedback veya sonuçlar hakkında bilgi elde etmektir. Kendisinin ne kadar hatalı ya da hatasız olduğu hakkında hemen feedback alan öğrenci, genellikle çabuk öğrenir. Ne kadar gelişme gösterdiğini kesin olarak bilmeyen öğrenici ise genellikle yavaş öğrenir, hatta hiç öğrenemeyebilir

Örneğin, orduda nişancılık eğitiminde dönütün büyük bir önemi olduğu kabul edilir. Şayet kişi, tüfekle hedefe ateş eder ve her atışında hedefin ne kadar yakınına vurduğu hakkında bir bilgiye sahip olmazsa, nişancılığı kolay öğrenemez. Bu durumda öğrendiği şeyler, yalnız tüfeğin düzgün olarak nasıl tutulacağı ve tetiğin nasıl çekileceğidir. Hedefin yanındaki bir siperde bulunan askerler “bilgi verici” rolü oynarlar ve özel bazı sinyallerle atıcıya sonuç hakkında bilgi verirler. Tam isabet için belli bir işaret, karavana için başka bir işaret vb. kullanırlar. Bu şekilde anında feedback alan nişancı, puanını hızla yükseltir.. feedback, sözel öğrenmede de en az bu kadar önemlidir. Örneğin, psikologlar çiftler halinde öğrenmeyi incelerken, deneklere doğru davranışları hakkında anında feedback verirler.

Feedback yokluğu, sadece ders kitaplarından çalışan ya da ders dinleyerek öğrenen öğrenciler için ‘devamlı bir güçlük kaynağıdır. Kimbilir kaç kere, girdiğiniz bir sınavın sonucu sizi memnun etmediğinde “sorunun cevabını bildiğimden emindim” diye söylenmişsinizdir. Aslında buradaki sorun, sizin kesin olarak ne kadar bildiğinizi bilmemenizdir.

Bu sorunun bir çözümü, programlanmış öğrenme (programmed learning) araç ve kitaplarını kullanmaktır. Bu araç ve kitaplarda, öğrenciye sorular sorulur ve cevabının yanlış veya doğru olduğu kendisine hemen bildirilir. Bu yöntemin, doğru davranışların öğrenilmesini hızlandırdığı kanıtlanmıştır. Diğer bir çözüm ise, sorular ve örnek testler içeren alıştırma kitaplarının kullanılmasıdır. Birçok öğretmen, öğrencilerin gözünü korkutmak için değil, onlara dönüt verebilmek amacıyla, sık sık kısa sınav yaparlar. Son zamanlarda üniversite öğretmenleri arasında özellikle sınavlar bilgisayarlarla puanlanabiliyorsa, bir sınavda başarısız olan öğrenciye tekrar bir sınav verme eğilimi yaygınlaşmıştır. Çünkü, öğrenci o sınavı alıncaya kadar gerçek bir sınav yaşantısına sahip olmamıştır. Sınav, öğrencinin sonuç hakkında bilgi edinmesi için bir araç olmaktadır. Birçok öğrenci sınavdaki durumlarını öğrendikten sonra, kendilerine ikinci ya da üçüncü bir şans verildiğinde notlarını hayli yükseltmektedirler.

öğrenme anlatma yöntemi

Okuma ya da Anlatma Yöntemiyle Öğrenme

İlkokul öğretmenleri öğrencinin dersi anlatmasının (recitation) öğrenmeyi oldukça kolaylaştırdığını bildiklerinden, sınıfta çocuklara sık sık soru sorarak, onlardan cevaplarını sınıfın önünde anlatmalarını isterler. Üniversite düzeyinde bu alışkanlık daha az yaygındır. Çok kalabalık sınıflarda ise, bunu yapmak olanaksızdır ve öğrenciler kendi hallerine bırakılır. Eğer öğrenci, anlatmanın ne kadar yararlı olduğunun farkına varmamışsa, sözel öğrenmede temel bir yöntemi kullanmıyor demektir.

Buradaki temel fark, malzemenin passive bir biçimde okunması ile active bir biçimde anlatılması arasındaki farktır. Kişinin herhangi birşeyi anlatabilmesi için önce okuması gerekir. Fakat pekçok araştırma sonuçlarına göre, çalışma zamanı olarak verilen süre içinde malzemeyi tekrar tekrar okumak, okumaya ek olarak anlatma yöntemine kıyasla çok daha az verimli olmaktadır .Anlatmaya ayrılması gereken zaman süresi, çalışılan malzemeye göre değişir. Öykü ya da iyi örgütlenmiş malzemeler için daha az anlatma zamanına ihtiyaç vardır. Ancak, yabancı bir dilde kelime öğrenmesi gibi birbiriyle bağlantısı olmayan malzemeler için, toplam çalışma zamanının % 80’ini anlatmaya ya da ezberden tekrarlamaya ayırmakta fayda vardır.

Anlatma ya da ezberden tekrarlamada kullanılabilecek pek çok yöntem vardır. Örneğin, yabancı bir dilde kelime öğrenmeye çalışıyorsanız, çiftler halinde öğrenmeyi sağlayan kartlar kullanabilirsiniz. Bu kartların bir yüzüne kelimenin bir dildeki karşılığı yazılmıştır; siz bu kelimenin diğer dildeki karşılığını verirsiniz, sonra da kartın arkasını çevirerek cevabınızın doğru olup olmadığını kontrol edebilirsiniz. Ya da ders kitabındaki bir materyali çalışıyorsanız, okuduktan sonra onu özetleyebilirsiniz. Bu özetleme de, eğer düşünerek yapıyorsanız, bir anlatma türüdür. Ayrıca bu özet size, daha sonra konuyla ilgili ayrıntıları yüksek sesle ya da içinizden tekrarlarken ipuçları da sağlayabilir. Sınav öncesi diğer öğrencilerle birlikte yapılan yoğun çalışma oturumlarında, bir öğrencinin soru sorup diğerinin cevaplaması da anlatma yönteminin bir başka kullanılış şeklidir. (Buradaki tehlike bazen “körün köre yol göstermesi” durumunun doğmasıdır; yani diğer öğrencilerin anlatılanların doğru olup olmadığını değerlendirecek kadar bilgili olmamaları olasılığıdır.) Sonuç olarak, başarılı olmanın belli başlı yolu, çalışma süresinin önemli bir kısmını şu ya da bu şekilde anlatmaya ayırmaktır.

Kişilerin çalışma süreciyle ilgili olarak sık sık sordukları soru şudur: Okumak mı yoksa dinlemek mi daha iyidir? Bu sorunun basit bir cevabı yoktur. Bazı bireyler gözle, bazıları da kulakla daha iyi öğrenirler. Bu da, onların okuma ve dinleme işini rıesıl yaptıklarına bağlıdır. Burada yine anlatma işi önemlidir. ister gözle ister kulakla olsun, kişiler aldıkları malzemeyi edegen bir biçimde örgütlüyor ve kendi kendilerine anlatıyorlarsa, öğrenmeleri daha verimli olacaktır.

parçalara bölerek öğrenme

Bütün Halinde ya da Parçalara Bölerek Öğrenme

Öğrenci, aktör ya da oldukça geniş kapsamlı bir materyali öğrenmesi gereken bir kişinin, bir strateji sorunu daha vardır. Bir oyun bölümünü ya da bir şiiri ezberlerken, bütünü birçok kez tekrarlayarak mı çalışmalı yoksa parçalara bölerek kısım kısım mı ezberlemelisiniz? Yabancı bir dilde kelime listesi öğrenirken, bütün listeyi baştan sona mı, yoksa küçük gruplar halinde mi tekrarlamalısınız? Bir ders kitabını çalışırken, bütün bir bölümü bir çok kere mi tekrarlamalısınız, yoksa altbölümleri birer birer mi öğrenmelisiniz? Bütün halinde öğrenme (whole learning) ve parçalara bölerek öğrenme (part learning) konuları, psikologlar tarafından derinliğine araştırılmıştır. Pek çok araştırmada, bütün halinde öğrenme parçalara bölerek öğrenmeden üstün bulunmuştur. Fakat, verilere dikkatle bakılacak olursa, her iki yöntemin olumlu ve olumsuz yönleri bulunduğu ortaya çıkmaktadır

Materyali parçalara bölerek çalışmanın kesinlikle üstün olduğu bazı durumlar vardır. Bunlardan biri, bütünü parçalara ayırmanın kolay olduğu durumdur. Golfdeki sürme ve vurma davranışlarının kazanılması, bazı boks becerilerinin kazanılması ve yabancı dildeki kelimelerin öğrenilmesi bu durumlara örnek olarak gösterilebilir. Bölerek öğrenmenin üstün olduğu diğer bir durum da öğrenilecek materyalin aşırı derecede uzun olduğu hallerdir. Çünkü bu durumda öğrenici, malzemeyi baştan sona tekrarlarken toplu öğrenmenin olumsuz etkilerinden kurtulamaz. Örneğin, bir aktörün bir oyunda çok uzun bir rolü varsa, bunu parçalara bölerek öğrenmeyi tercih etmelidir. Parçalara bölerek öğrenmenin diğer yararları, öğrenenin güdülenmesine yardım etmesi ve bir parçayı iyice öğrendiğinde, kendisini başarılı hissetmesine olanak sağlamasıdır. materyalin bütünü çok uzun ve öğrenilmesi güç ise, bu kural özellikle geçerlidir. Diğer taraftan bu yöntemin iki önemli olumsuz yönü vardır. ilki, öğrenilen parçaların bir araya getirilmesi için ek tekrarlara gerek duyulmasıdır. Diğeri ise, parçaları birbirine karıştırma ve sıralarını bozma tehlikesidir.

Belirli bazı koşullarda ise, bütün halinde öğrenme, bölerek öğrenmeden daha verimlidir. Bu koşullardan biri; bütünün, dinlenmeler arasında çok fazla çalışma gerektirmeyecek kadar kısa olduğu durumlardır. ikincisi, malzemenin çok anlamlı ve kolayca birbirine bağlanabilir olduğu durumlardır. Üçüncü koşul ise, öğrencinin yeteneğine bağlıdır: Şayet öğrenici zeki ve çabuk öğrenen biri ise, bütün halinde öğrenme daha verimli olacaktır. Genellikle üniversite öğrencilerinden beklenen çalışma türlerinde, bütün olarak çalışma daha üstün olmakla birlikte, parçalara bölerek çalışma ile beraber kullanılması gerekir. Çoğu materyal de; öğrenci, bütünü çalışma yöntemi ile işe başlamalı, özel çaba gerektiren bölümlere daha fazla dikkat sarfetmeli ve sonra tekrar bütün olarak çalışma yöntemine dönmelidir. Örneğin, bu ders kitabındaki bir bölümü çalışırken, bütün-parça-bütün sırasına uyarak çalışmak, iyi bir strateji olur.

programlanmış öğrenme

Programlanmış Öğrenme

Bir kimse, bu altbölümde gözden geçirilen ilkeleri kullanarak, herhangi bir materyali öğrenmek için iyi bir strateji geliştirebilir. Ancak bu ilkeler ayrı şey, uygulamaları ayrı şeydir. Bizim geleneksel öğrenme araçlarımız olan öğretmenlerin ve ders kitaplarının, bu ilkeleri en iyi biçimde kullandıkları enderdir. Bunlar genellikle, işin çoğunu tecrübesiz öğrenciye bırakırlar; o da çoğu zaman, stratejiyi verimli şekilde uygulamayı beceremez .İdealde, öğrenme durumunun öyle düzenlenmesi gerekir ki öğrenci zorunlu olarak en iyi stratejiyi uygulasın.

Programlanmış öğrenme malzemesi nasıl hazırlanmış olursa olsun genellikle öğrenenin cevaplaması gereken bir dizi soru ve problemden oluşur. Öğrenici cevaplarını herhangi bir biçimde kaydeder ve bunların doğru veya yanlış olduğu kendisine bildirilir. Problemler verimli öğrenmeyi sağlamak üzere önceden hazırlanmış bir sırada sunulur. Her bir cevabı bir önceki cevaba dayayarak, yani bir sorunun cevabında hemen bir önce öğrenilen cevaptan yararlanılması sağlanarak, aktarma en üst düzeye ulaştırılır.

Programlı öğrenmenin diğer bir özelliği, öğrencilerin kendilerine uygun hızda ilerlemelerine olanak vermesidir. Bunun aksine, genel dersler herkese aynı miktarda süre tanır. Bu tür dersler hızlı öğrenenler için çok yavaş, yavaş öğrenenler için de çok hızlı gelir. Bu, sınıfta anlattırma tekniği için de söz konusudur. Oysa, öğrenme programları öğrencilere bireysel olarak verilir ve her öğrenci, kendi yetenek ve çalışma alışkanlıklarının izin verdiği ölçüde, hızlı ya da yavaş olarak program üzerindeki çalışmasını sürdürebilir.

Bunlara ek olarak, programlanmış malzeme öğrenme sürecini küçük adımlar’a ayırır. Söz konusu malzeme öyle küçük birimlere ayrılmıştır ki, hemen hemen herkes bunları öğrenebilir. Bu sistem, pek çok şeyi hemen kavrayabilen öğrenciler için biraz sıkıcı gelebilir; fakat kolay anlayamayanlar için de çok yardımcı olur. Bu yöntem, kişinin öğrendiği şeyi iyi öğrenmesini, böylece gelecek adıma hazır olmasını sağlar. Küçük adımlar aynı zamanda kişinin yapabileceği hata sayısını yani, sonuncu! (final) ürünün şekil almasında aksatıcı rol oynayacak davranımların sayısını azaltır.

Diğer taraftan sınıfta anlatılan derslerde ve ders kitaplarında, genellikle, daha az hazırlıklı olan ve yavaş öğrenen öğrencilere göre fazla büyük adımlar atılır. Bu programlarda öğrencinin cevabı doğru cevapla hemen karşılaştırılabildiği için, öğrenci çalışmasına devam ederken cevaplarının yanlış mı doğru mu olduğunu hemen öğrenebilir. Buna karşılık, gerek sınıftaki derslerde gerekse ders kitaplarında bu olanaktan aynı ölçüde yararlanılamaz. Öğrenciler, sınıfta anlatılan materyali ders notlarıyla kontrol ederek çalışabilirler. Ancak bu ders notları yanlış ya da yetersiz olabilir. Gene aynı şekilde, öğrenciler, bir ders kitabını kendilerini kitaptan kontrol ederek çalışabilirler; ancak bunu yapacak kadar disiplinli olsalar  bile, neleri öğrenmeleri gerektiğini tam olarak bilemeyebilirler. Oysa programlanmış öğrenme, hem neyin öğrenilmesi gerektiği hem de ne kadar iyi öğrenildiği konusunda bilgi sağlar.

Uzm.Psikolog Zeynep Şeker AYGÜL